Macit KOPER

YEŞİLÇAM’IN ENTELEKTÜEL YÜZÜ: MACİT KOPER

Kimi oyuncular vardır ki, onları bilinen oyunculuk skalasının, önceden örneklenmiş ve tanımlanmış bilinen
kalıplarının içine koyup, bir çırpıda tanımlayamazsınız. Ne sizin tanımlanama çabanız, ne de onun bu çabaya
destekleyecek ip uçları veren, kalıplaşmış kolay yanları olmadığından, uğraşınız nafile kalır. Zorlar sizi.
Oyunculuğunun gizlerini keşfetmeniz için değil, bu gizleri oluşan yeteneklerini görmeniz, anlamınız, farklı
tanımlar içinde değerlendirmeniz için.

Macit Koper de işte böyle bir oyuncu.

Çoğu kişi onu; istasyona yakın Anayurt Oteli’nin, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının düşleri içinde cebelleşen
katibi Zebercet olarak tanır. Hem doğrudur, hem de yanlış. Yanlışlığı eksikliğinden, doğruluğu ise fazlalığından gelir.

Macit Koper, sinemamızda eksikliği öteden beri duyulan karakter denilen olgunun, alışılmış ‘tip’in tutsaklığından
kurtularak özgürlüğünü ilan ettiği bir manifestonun neredeyse porotiplerinden biridir. Beslenmesi; lise yıllarında
başlayıp, daha sonrası Beşiktaş Halkevi’nden, Dostlar Tiyatrosuna uzanan, oradan da İstanbul Şehir Tiyatrosu’na
dek varan, uzun, yorucu ama binbir deneyim ve birikmeler kazandıran tiyatronun yazar, yönetmen, oyunculuk
alanındaki çalışmalarından olur.

Sinemaya, bir rastlantı sonucu, her tiyatro kökenli her bir sanatçının varlığından tedirginlik duyulduğu bir anlayışın
egemen olduğu bir dönemde girer. Atıf Yılmaz’ın Köşeyi Dönen Adam (1978) filmiyle başlayan bu oyunculuk serüveni,
daha demlenmeden Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi filmindeki (1984) Cuma karakteriyle Antalya Film Festivali’ndeki
ilk ödüle dek uzanır. Adı Vasfiye (1985), Aaahhhh Belinda (1986) ve oyunculuk kariyerinin bir doruğu olarak tanımlanan
Ömer Kavur’lu Anayurt Oteli (1987) Yeşilçam’da aykırı bir oyuncunun – oyunculuğun kabul edilişinin bir çeşit ödüllerle
mühürlenmiş bir kanıtı olur.

Kimi oyuncular için denk düşen “yaşadığı gibi oynayıp, oynadığı gibi yaşarın” sınırlarının dışında kalıp, kendi sınırlarını kendi çizer.
Şahin Kaygun’lu Afife Jale (1987), Dolunay (1987), sonrasında gelen Gece Yolculuğu (1987), Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri’nden
(1992)nin dayısından, Akrebin Yolculuğu’na (1997) dek uzayıp gider.

İçine kapanık, kıstırılmış, iç dünyasındaki kimi çalkantıları, o değişken baskının kıvrımları içinde olabildiğince gizleyen, hem sıradan,
bildik, tanıdık, hem de sıra dışı yabancılaşan, kolaylıkla dışlanan, kimi zaman çelimsiz ama hınzır, gösterişsiz ama etkili, orta sınıfın
üstünde hem altında gezinen, marazlı bir katipte olduğu denli, entelektüel tavırlı bir görünüme de hiç yabancı olmayan, skalanın her
bir yanında rahatlıkla gezinebilen bir oyuncu diyebiliriz Macit Koper’e..

Ama yalnızca bu kadar değil Koper…Dahası da var. Seni Seviyorum’la (1983) başlayan senaryoculuk serüveni de en az oyunculuğu
kadar şaşırtıcı. Kimi zaman onunla örtüşen, kimi zaman da onun çok uzaklarında…

Yeşilçam’a bir dost ödünü değerlendirilmesini haklı kılan tecimsel amaçlı senaryoları bir yana bırakıldığında, her bir
dönem kulvarının dışına çıkmayı yeğleyen, kimi zaman anlaşılmayan, gereğinden fazla entelleküellikle suçlanıp, yargılanan
ama çoğu zaman da düşlerle zamanların çakışıp hoş bir kokteyl oluşturup ödüllere boğulan çalışmalarıyla da her zaman
tartışmalara zemin hazırlayan bir yazar – senarist de olmuştur. Süreyya Duru’nun kendi filmografisindeki değişim/dönüşüm
sürecini oluşturan Uzun Bir Gece (1986), vasiyet filmi Ada (1988), Cazibe Hanımın Gündüz Düşleriyle (199),
Ömer Kavur’lu Akrebin Yolculuğu (1997) ve Karşılaşma’da (2002 ) hep onun imzası vardır.

Macit Koper senaryolarıyla; Yeşilçam’ın entellektüel yüzünü, aydın tavrını, kimi zaman politik duruşunu da ödünsüz
sergileyen, beraberinde getirdiği kimi düş kırıklıklarına karşın, kulvarını değiştirmeyen ödünsüz ve de ödüllü farklı bir yüzü olmuştur.

Burçak Evren