Menderes SAMANCILAR

ALIŞILMIŞ GELENEĞİN DIŞINA TAŞAN BİR OYUNCU; MENDERES SAMANCILAR

Menderes Samancılar’ın sinemaya olan tutkusu ve de bir kamyon kasasında Adana’dan İstanbul’a
gelme düşü, hemşerileri olan diğer sinema sanatçılarından pek farklı değildir. O da; Adana’da
yaptıklarından çok yapmadığı işleri saymanın daha kolay olduğu bir yaşam okulundan yetişip
İstanbul’un yolunu bir fotoroman karakter kralı olarak tuttuğunda, bir daha geri dönmenin
mümkün olmayacağını bilenlerdendi.
Nitekim de öyle oldu… Üçüncü sınıf oteller, bekar evleri, yarı aç yarı tok geçen günler ve rastlantı
sonucu edinilen birkaç candan dost. Gerisi ise film bitene kadar yeten ücretler… Ve sonrasında
gelen filmler, ödüller ve de başarılar…

Menderes Samancılar’ın sinemadaki serüveni; bir açıdan, Türk sinemasındaki oyunculuk skalasındaki
alışılmış değerlerin ve kalıpların dışına taşan ayrıksı ve de başarılı sayılabilecek bir değişim-dönüşümün
prototipi sayılabilir. Bu prototipin; alışılmış değerler ve kalıpları zorlaması, karakter oyunculuğundan
başrole geçişte, ayrıksılığı ise, bir zamanlar sinemaya rakip olarak tanımlanan ve kimi sinemacılar tarafından
küçümsenen TV dizi ve filmlerinin bir oyuncuya sağladığı olanakları yerinde ve doğru olarak kullanmasında kendini belli eder.

Türk sinema ortamının oyunculuk alanında, neredeyse gelenek haline getirilmiş bir alışkanlık vardır:
Bir oyuncu sinemaya nasıl başlamışsa öyle devam eder. Bu durum hem oyunculuğun sınıflandırılasında,
hem de üstlendiği karakter ya da tiplemede hiç değişim-dönüşüme uğramaz, hep aynı kalır. Kötü ya da
iyi adam rollerindeki tipleme, hem oyunculuk skalasındaki karakter çizgisini, hem de onun tiplemesindeki
değişmez kalıpları oluşturur. İyiden kötüye olduğu kadar, karakter oyunculuğundan jönlüğe ya da baş rol
oyunculuğuna geçiş de o denli kolay değildir. Kimi istisnalar söz konusu olmadığında, her oyuncu sinemaya
başladığı oyuncu skalasındaki yeri ve tipleme/karakterde devam eder ve çoğunlukla da başladığı çizgide bu serüvenini tamamlar..

Menderes Samancılar sinemamızdaki bu alışılmış geleneğin dışına taşan ender sinema oyuncularından biridir.
Bir figüran olarak girdiği sinemada, küçük rollerden karakter oyunculuğuna, oradan da baş role yükselip, sonrasında
TV’nin kimi sinema oyuncularına sağladığı olanakları tekrar sinemada sergileme olanağın bulmasıyla, çok az
oyuncunun başarabileceği bir ilke imza atmanın üstesinden gelmiştir.

Menderes Samancılar’ın Türk sinema ortamındaki oyunculuk skalasındaki bu değişim dönüşümü gerçekleştirmesindeki
en etkin olgu, hiç kuşku yok ki, olduğu gibi oynamasıyla, oynadığı gibi olması, önemli bir etken olmuştur. Fiziğiyle;
Anadolu’nun yağız, yoksul, edilgin ama mert kırsal kesim insanının görünümünü eksiksiz yansıtan çehresi ve tavırlarıyla
bir süreliğine bu tipin tekdüzeliğinin bilinen ve ezberlenen tanıdık skalasının tuzaklarına düşer gibi olduysa da, sonrasında
kendine sağlanan olanakları boşa çıkartmayarak bu alışılmış şablondan sıyrılarak, tıpkı Orhan Kemal’in Çukurova’nın
ırgatlarını konu alan yapıtlarındaki benzerleri gibi, kıstırılmış, kimi zaman çaresiz ve de yoksul küçük adamların perde
ve ekrandaki yansıması olmuştur.

Menderes Samancılar’ın diğer Yeşilçam oyuncularına kıyasla TV dizi ve filmlerinde başarı sağlayıp süreklilik kazanmasındaki
bir neden ise; onun oyunculuk anlayışındaki bir tutarlılıktan kaynaklanır. Bir çok ünlü Yeşilçam oyuncusu sinemadaki statüsünü
TV dizi ve filmlerinde benzer bir çizgide sürdürme çekingenliğini, küçümsemesini ve de getirisinin oranlarını düşünürken,
o sinemadaki çizgisindeki benzer her bir rolü, TV dizi ve filmlerinde oynayarak başarıya ulaşmıştır.

Menderes Samancılar; sinemamızda, başarılı bir sinema oyunculuğuna giden yolun sanıldığı kadar pek de kolay olmadığını,
yaşanmışlıklarıyla kanıtlamış ve de kanıtlamaya devam eden ilginç bir örnek, ilginç bir sanatçıdır.

Burçak EVREN